2026’dan ne bekliyoruz?
Beklemek, söz ve karar yetkisi olmayan bir toplumda bekleyene düşen görev beklemektir. Katılımcı demokrasilerde yada yetkilerin paylaşıldığı, hayata dair önemli kararların sizi derinlemesine etkilemediği şeffaf toplumlarda, sabah hayatınızı alt üst edecek erg kararlarıyla uyanmazsınız. 36 değişik vergi türünde sizin lehinize olan uygulamalarda bindirim, aleyhinie uygulamaların ek vergilerle süslendiği sabaha uyanmak, umut yolcuları için en büyük düş kırıklığıdır.
Hep sorarım kendime!.. Bizler tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmek için çabalarken, günümüzde, sanayi toplumu olamadığımız gibi neden tarımda da dışa bağımlı hale geldik. Sanayi toplumundan dijiital, ve yapay zeka dünyasına sıçrayan ve insansız çalışan fabrikalarda üretim yapan toplumların karşısında, su ve modern tarımın tekrar önem kazandığı günümüzde bunları da bir bir kaybettik, ve kaybetmeye devam ediyoruz. Oysa Türkiye doğal kaynakları çok geniş, on binlerce yıldır tarımın anayurdu olan topraklara sahip bir ülkedir. İstanbul büyüklüğündeki Hollanda dünyaya tarım ürünleri ihraç ederken, Bizler geleneksel tarım ürünlerimizi dahi unutup genetiğiyle oynanmış yeniden üremeyen sebzeler meyveler ekiyoruz. İyisini ihraç edip kötüsünü kendi halkımıza yediriyoruz, İçinde zararlı kimyasallar bulunup gümrükten geri dönenleri ise yetkili makamlarımız orada imha etmiyor, ihraç fazlası diye kendi halkımıza yediriyoruz. Dışa ve ithalata bağımlılığın, ekonominin her alanında çokça yaşandığı topraklarımızda bizler nasıl bu hale geldik, Toplumlar geleceklerini neden bir takım seçkinlerine terkederler? Umutsuz beklentiler içinde üsttekinin kendileri için birşeyler yapmasını emekli maaşlarına üç kuruş daha zam yapması umuduyla yaşarlar. Tercihlerini yaparken son dakikada duygularına ve inançlarına yenilerek sonunda güce yenik düşüp aynı döngüyü durmadan yaşarlar. Bu döngü tekrarlar da tekrarlar.
Akıl çağını 150 yıl önce yaşamış toplumlarda bunlar neden bu denli sık yaşanmıyor. kolektif ve sorgulanabilen yapılanmalar kuramıyoruz. Hep kahramanlar, kurtarıcılar bekliyoruz. Tam bulduk derken hüsrana uğruyoruz. Bitmeyen bir yenilgi tekrarıdır bu. Ülkede son yıllarda bugüne kadar görülmemiş bir beyin göçü yaşanıyor. Bir yandan üniversiteye gelmiş, ama henüz çarpım tablosunu bilmeyen bir kuşak, öte yandan en yüksek puanlarla mezun olup ülkeden göçen beyinlerimiz. Geleceklerini dışarda arayan bu umutsuzlar ordusunu nasıl yarattık?..Onları geri kazanmak için içerde mutlu ve insanca yaşanabilecek koşullar yaratmak zorundayız. Gitseler bile kökleri bu topraklardadır. Yoksa yaşam koşulları iyi ama mutsuzluk bir gençlik ihraç ederiz.
Saygılarımla / Nesip Uzun
Mobilya dergisi sayı 191 / Kasım 2025









